16 Şubat 2011 Çarşamba


          MEB - Liderlik Forumu Kursu  Web Günlüğü Topluluğuna Hoşgeldiniz..
Eğitiminiz süresince bu topluluk, katılımcılarımız için kurs öncesinde ve devamında  gerçekleştirilecek etkinliklerle ilgili,  fikirlerini ve duygularını  birbirleriyle paylaşacakları bir alan sunmaktadır. Her günün sonunda sizden günlüklerinizi eklemeniz ve kurs hakkında ilginizi çeken her hangi bir konuya cevap vermeniz istenecektir. Bu alanda çalışırken kurumunuzdaki işbirliği ve öğrenme potansiyelini düşünün...  
        Lütfen ilk etkinlik olarak yaşadığınız  yada  tanık olduğunuz bir başarı öykünüzü bu yazıya yorum olarak ekleyiniz...
Tekrar hoş geldiniz..

15 yorum:

Serdar Aydın dedi ki...

FATİH SULTAN MEHMET HAN´ IN ZAFER SIRRI

Sultan II. Mehmet henüz 7 yaşlarındayken Hocası Molla Akşemsettin kulağına eğildi ve başarının en önemli kuralını fısıldadı:

“Hedefini Tespit Et”

Önce hedef belirlendi:”Konstantiniyye mutlaka fethedilecektir.”

Akşemseddin hedef tespitinden sonrasını da söyledi:

“Dağ ne kadar yüksek olursa olsun, yol onun üzerinden geçer. Sen dağ olmaya heveslenme, asla gururlanma; yol ol ki, herkes senin sayende yol bulurken, sen dağların bile üzerinden geçersin”

Genç Şehzade Mehmet “Hocam ya şartlar elverişli olmazsa?”diye sordu. Akşemseddin hiç duraksamadan cevap verdi.

“Şartlara teslim olmazsan şartlar değişir, o şartlar sana teslim olur. Çok çalışır, çok dua eder ve çok istersen Allah’ın rahmeti tecelli eder ve nice olmazlar olur hale gelir."

“Ya ben Bizans’ı alırım ya da Bizans beni”diyerek hedefini açıkça ortaya koyup bu yolda her türlü gayreti sarf ederek İstanbul’u fetheden Sultan II. Mehmet Peygamberin övgüsüne layık olmuş ve “FATİH” unvanını elde etmiştir.

Bizlerin kendimize asıl sorması gereken soru BAŞARISIN SIRRI NEDİR? Eğer başkaları bunu başarabiliyorsa BİZLERDE BAŞARIYI KENDİMİZE MODEL ALARAK KENDİ BAŞARI HARİTAMIZI OLUŞTURABİLİRMİYİZ?

Başarı göremediklerimize inanmak,bu inancın ödülüde inandıklarımızı görebilmektir.

Şemsettin ÖZTÜRK dedi ki...

Yıl 2003 Milli eğitim müdürlüğünden Danone İlköğretim Okulları arası futbol turnuvasının duyuru yazısı o dönem çalıştığım okul olan Evci İlköğretim okuluna geldi. Okulumuzun çok iyi bir futbol takımı vardı ve turnuvaya katılmaya kararlıydık.Hemen Milli eğitime bildirdik ve çalışmalara başladık.Bölge seçmeleri Van ilinde yapılacaktı ve iki haftalık bir süremiz vardı.Tabiri caizse geceli gündüzlü hazırlandık.Bu turnuva özel olduğu için Milli eğitim ödenek vermedi.Bizim okul mütevazi bir köy okuluydu.Maddi olanağımız kısıtlıydı.Köyden ve şehirdeki zengin olan o köyün insanından yardım istedik.Tek Tek hepsini dolaştık ve bu sorunuda hallettik.Van İlindeki seçmelerde 1. olduk asıl hedefimiz Türkiye şampiyonu olmaktı ve takımımızda bu inanç vardı.Şampiyona İstanbuldaydı ve biz yaklaşık 30 saatlik bir yolculuktan sonra oraya ulaştık.Öğrencilerimizin hemen hepsi İstanbulu ilk defa görüyorlardı.Başlarda biraz ürkek davrandılar ama sonra ayak uydurmakta gecikmediler.Maçlar başladı ve biz önümüze çıkan bütün okulları tek tek yenerek şampiyon olduk.Yendiğimiz okullar arasında istanbulun,Ankaranın, İzmirin sayılı okulları vardı ve hepsinin imkanları çok iyiydi.İnanırmısınız yanlızca 12 adet karamponumuz vardı ve oyuncu değiştirdiğimizde ayakkabılarda oracıkta değişiyordu.Ama şunu anladık insanlar bir şeyi çok isterlerse ve bunun için çaba gösterirlerse şartlar ne olursa olsun mutlaka ama mutlaka başarırlar.Herkese Selamlar....

mustafa dedi ki...

İnsanın ilk başarısı kuşkusuz nefes almaktır.Dünyaya ilk geldiğimiz an alınan ilk soluk ,ilk bakış,ilk ağlayış ve ilk gülüş..Bilmediğiz ya da başaramadığımız her şey bize çok zor gelir.Okula yeni başlamış bir öğrenci için 2x2 belki de dünyanın en zor sorusudur..
Yıllar önce Pınar-Kulfat İlköğretim okulunda yaşadığım bir olay da benim için dünyanın en zor sorularından biriydi.Futbolla yakından olduğumu bilen okul müdürümüz,minikler bazında ilçede okul maçlarının olacağını,benim de takımı hazırlayacağımı söylediğinde derin bir umutsuzluğa kapılmıştım.Değil top oynamak,öğrencilerin bir çoğunda spor ayakkabısı bile yoktu..Yine de çalışmaya başladık.Arkadaşlarından ödünç aldıkları ayakkabılarla maçlara çıkan öğrencilerim ilçede 1.olarak,ilçeyi temsilen Muğla'da yapılacak olan turnuvaya gitmeye hak kazanmışlardı.Da hangi para ve hangi araçla??Diğer ilçelerden gelen okul takımlarından bazıları 5 gün sürecek turnuva için,otellerde ya da öğretmen evinde kalıyorlardı.Biz ise köyde minibüsü olanlara rica ederek ve ilçe milli eğitim müdürümüzün yemek için yaptığı katkıyla(yine ödünç ayakkabılarla)5 gün boyunca Muğla'ya gittik geldik.Bir inanılmazı daha başararak yarı finale kadar geldik ve maalesef yarı finalde Fethiye Atatürk ilköğretim okulu takımına 1-0 yenilerek 3.olduk.Yine de çok mutluyduk.Hayatlarında köyden başka yer görmeyen o cesur yürekler(onlara öyle isim takmıştım)5 günün içinde çok şeyi ilk defa yaşadılar.Sevinci,üzüntüyü,başarıyı,sevgiyi ve arkadaşlığı...Bu arada yenildiğimiz takım ne yaptı biliyor musunuz?Türkiye şampiyonasına gitti ve Türkiye 2.si oldu.
Başarmak için önce hayalini kurmak,inanmak ve çalışmak gerekir.Biz ise,hayalini bile hayal edemeyeceğimiz bir başarıyı yakalamıştık oysa..
Saygılarımla..

FİLİZ dedi ki...

Merhabalar ,Öncelikle böyle bir etkinliğe seçilmiş olmaktan dolayı büyük bir mutluluk yaşadığımı sizlere belirtmek isterim.
11 Sene İngilizce öğretmenliği yaptıktan sonra açılan sınavlara girerek Müdür yardımcılığına geçtim.Hayatımı şöyle gözden geçirdiğimde öyle çok anılara şahit oldum ki,hangisini yazsam bilemiyorum.Fakat en kısa dönemden en çarpıcı örnekler vermek istiyorum sizlere .2010 yılının Nisan Ayında göreve başladım.Antalya'nın arka mahallelerinde kalmış,tamamıyla yoksul ailelerin oluşturduğu küçük bir mahalle okulunda.Yürekleri büyük ama tanınmayan bir gurup öğrenci topluluğunun içinde.Bizim meslek onurludur,imkansızı tanımaz.Birer fener gibi hissederiz kendimizi ,gittiğimiz her yeri ne pahasına olursa olsun aydınlatmak birinci vazifemizdir.Herşey değişmeliydi,biz olmalıydık değişimin içinde ,İlk toplantıda stratejik planlama içerisinde ilk 10'a girmeyi hedefledik.Yeniydim,belki kimse bu kadar hızlı bir değişimin olacağına inanamıyordu. Hayatımda ki 11 sene bana imkansızın olmadığını göstermişti,ben de bunu ispat etmeliydim.Önce çocuklarımızın ruhunu kazandım .Onlara saygı duyarak ,motive ederek .Küçücük odamı her saniye onlara açık tutarak .Velilerimi inandırdım .en iyisi olabilirdik.450 okulun içersinde SBS sıralamasında 440. sırada yer almıştık 2010 SBS verilerinde ,Kabul etmek gerekir ki oldukça geriydik.Hiç bir derecemiz yoktu sosyal faaliyetlerde , ne bir ödül , ne bir derece .Herşey vardı görüntüde ,öğretmenlerimiz , çocuklarımız ,ve velilerimiz,sayısız kitap ve defterlerimiz.Fakat bir şeyler eksikti,önce onu bulmalıydık ,Ne eksikti biliyor musunuz? Biraz sevgi ,biraz ilgi ve biraz da motivasyon .Bu da biz idarenin işiydi.Şanslıydım anlayışlı bir müdürüm vardı .Heyecanımı görüyor, saygı duyuyordu .Cesaretlendirdi beni,ne yaparsan arkandayım dedi.Ve o gün başladı her şey…
8 ay içinde hızlı bir değişim .Farklı olmalıydık ,İlköğretim 1. sınıflara İngilizce dersi koyduk .Serbest etkinlikler dersinde ,Antalya Eğitim parkuru ile anlaştık ,çocuklarımıza uygulamalı eğitim anlayışı sunduk.İyi bir iletişim kurmalıydık Akşamları Baba Destek kursu açtık .Durmak yoktu ,her projeye katılmalıydık.Öğretmeni velisi,idaresi çalışmalıydık .Gönüllü burs verecek kişilerle tanıştık .Fakir çocuklarımızı daha ilk okuldayken hayırseverler sayesinde bursa bağladık .Dersanelerle görüştük 3 öğrencimizi kayıt ettirdik.Antalya Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından sunulan 15 projenin 15 ‘ini de uyguladık üstelik 3 tane farklı proje yaparak EMEPYA projelerine katıldık .E-twinning projeleri kapsamında Fransa ve Güney Kore ile maıl Exchange çalışmalarına başladık .Hafta sonları fakir öğrencilerimize gönüllü olarak ders verdik.BİLDİĞİNİ SEN ÖĞRET projesini başlatarak farklı okullarda çocuklarımızın öğrendiği konuları yaşıt guruplarıyla paylaşmalarını sağladık.Peki ya başarı ?
Ne oldu biliyormusunuz ?Belki sizde imkansız diyeceksiniz.30 bin öğrencinin girdiği sınavda ilk 74 ‘te öğrencimiz vardı.Kitap Okuma yarışmasında İlkokul 1. kademede Konyaaltı 1. ‘si oldu öğrencimiz.Akdeniz Tv Animasyon yarışmasında 1.lik.QUINESS rekor kitap denemesinde en fazla eser gönderen okul olduk.KUKLALARLA ÖĞRENİYORUM,projemiz basına konu olacak kadar ilgi çekti.Şu anda TUBITAK 16.Matematik sınavlarına hazırlanıyoruz.Tüm öğretmenlerimiz ,öğrencilerimiz ve velilerimizle tek bir ses ,tek bir yumruk olduk ve bütün bu çalışmaları 5 ay gibi kısa bir sürede başardık…
Artık arka mahallenin ,sıradan çocukları değiliz.Parolamız YAP,YAŞA, ÖĞREN ; İSTE İNAN VE BAŞAR …
Unutmayalım, Geleceğin çocuklarını biz şekillendiriyoruz.Onları sevmezsek ,sevmeyi hiç öğrenemeyecekler ,onlarla paylaşmazsak paylaşmayı hiç bilmeyecekler…Kalem yerine kavgaya girerse elleri birgün ,bir yerlerde bizler de hata yapmışız demektir..
Daha güzel yarınlara yenilikçi ve paylaşımcı eğitim anlayışıyla …

LİDER04 dedi ki...

Öncelikli olarak ilk merkezi sistem hizmetiçi eğitim kapsamında bir kursa katıldığım için çok mutluyum.
Yaşadığım başarı öykümden birisi şudur:"Sene 2005. Erzurum İlinde Müdür Yardımcılığı sınavım var, aynı gün Iğdır İlinde de ehliyet direksiyon sınavım var. İkisi arasında tercih yapmam lazım. Arkadaşlara sordum. Hangisine gideyim diye. Hepsi de boş ver Müdür Yardımcılığı sınavını.Direksiyon sınavına git dediler. Ben de düşündüm ehliyet sınavının telafisi var ama Müdür yardımcılığı sınavı bir daha ne zaman açılır belli değil. Müdür yardımcılığı sınavına katıldım.Sınavdan iyi bir not alarak Ağrı-Doğubayazıtta kimsenin beğenmediği bir İlköğretim Okulu'na tayin istedim.Sıkıntılar sorunlar diz boyu. Öğretmenler başka okula görevlendirme kaçmaya çalışıyorlar. Hemen şu metodu uygulamaya koyduk. Bir yerde hastalık varsa tedavisi de mutlaka vardır mantığıyla ekip çalışması yaparak, sorunlu diye tabir edilen öğrencilere yönelik müzik, bilgisayar, resim kursları ile futbol takımı ve halk oyunları ekibi kurduk. Kısa bişr zaman içerisinde herkes okula çabucak ısındı. Yarışmalarda plaketler ve madalyalar gelmeye başladı. Ardından da halk oyunları Yarışmasında Türkiye Final yarışmasına kadar çıktık.Okul İlçede yapılan seviye belirleme sınavlarında 17. (sondan ikin) sırasından ilk üç içerine girdi. İlçede bütün şimşekler okulun üzerinde çakmaya başladı.Ardından 2008 yılında da Macaristan'ın koordinatörlüğünde Çek cumhuriyeti ile Comenius Projesi kapsamında çalışma yaptık. Bütün bu çalışmalar kimsenin beğenmediği varoşlar diyarında bir okuldan çıktığı için herkes şaşkındı. Bütün bunları yaşadıktan sonra iyiki arkadaşlarımın aklına uyupta direksiyon sınavıma gitmemişim dedim.Bu şekil de Adanalı olmama rağmen Doğubayazıttan kopamadım. Hala çalışıyorum.

Adsız dedi ki...

Ben daha öncede hizmetiçi seminerlerine katılmıştım, ancak bu defa telefonla aranmam, Mersin'deki hava durumu ve ulaşımına kadar bilgilendirilmem çok hoşuma gitti. Bu nedenle öncelikle hizmetiçi eğitim dairesi başkanlığına teşekkür ediyorum.
2004 yılında Erzincan 13 Şubat İlköğretim okuluna müdür olarak atandığımda okulu gezerken öğrenci WClerinde sabun olmadığını gördüm.Nedenini sorduğumda Erseverler mahallesinden gelen eğitimsiz öğrencilerimizin sabunları ceplerine koyup dışarı götürdüklerini veya tuvaletlere attıklarını bu nedenle sabun konulmadığını söylediler.Sağlık ve temizlik açısından bunun zorunlu olması geretiğini kararlaştırarak ilk önce sıvı sabunluklar taktırıp içini doldurup, öğretmen arkadaşlarla beraber derslerde bunun sağlığımız için gerekli olduğunu anlatarak işe başladık.Ama öğrencilerimiz sıvı sabunları yere döküp üzerinde kaymaya,sabunlukları kırmaya başladılar.Onlar kırdı biz taktık, içlerini boşalttıkca biz doldurduk ama diğer tarafdan da sürekli derslerde bunun sağlık açısından gerekli olduğunu söylüyorduk. Sonunda kırma işleri gittikce azalarak zamanla normale döndü. Öğretmen arkadaşlarım ve ben eğitimde sabırın çok önemli bir olgu olduğunu bir kez daha görmüş olduk.

aymaz dedi ki...

Bir başarı neye ve kime göre başarıdır. Bu nedenle bana ait kişisel bir başarı değil de, sizlere anlatacağım Antalya iline iki adet daha Halk Eğitim Merkezi yapılmasını sağlayan bir çalışmanın öyküsü olacak. Ayrıca bu öykü bir ekipte görev yapan dört kişiye ait olacak.

Milli Eğitim Bakanlığı ve AB Komisyonu arasında imzalanan bir anlaşma ile Türkiye’nin en çok göç alan beş ve en çok veren on bir ilinde uygulanan “Her Yerde Herkese Eğitim” sloganıyla uygulanan, 2004 de uygulanmaya başlayan yeni ilköğretim ve yaygın eğitim programlarının yazılmasını sağlayan bir projede Antalya ili adına çalışan dört kişi Antalya il proje yürütme ekibidir. Bu ekip bütçesinin %71 i göç veren illere ait inşaatlara ayrılmış olan projede illerinin en yoğun göç almasına rağmen Halk Eğitim binası istemlerinin geri çevrilmesinden yılmayarak Ankara da yapılan 12 günlük çalıştay sırasında ısrarla yaygın eğitim ihtiyacının ve bu ihtiyacı karşılayacak fiziksel mekân eksikliğinin üzerinde durarak AB komisyonunu ikna etmişlerdir.

Bunun sonucunda bütçesinin %71 i göç veren illere ait inşaatlara ayrılmış olan projeden sadece kendi illeri için değil en çok göç alan diğer 4 il içinde ikişer adet Halk Eğitim Merkezi yapılmasını sağlamışlardır. Şu anda yapımları tamamlanan ve 2007 yılından itibaren hizmete geçen toplam 10 Halk Eğitim Merkezi binasını hibe yoluyla projeden kazanan dört kişiden biri olarak bu başarımızla ve ekip arkadaşlarımla gurur duyuyorum. Ayşen YILMAZ

celal dedi ki...

Öncülük ettiğimiz bir çok başarı öykümüz vardır .Ancak beni en çok duygulandıran görme engelli bir kız çocuğunun normal öğrencilerimizle birlikte birinci sınıfa başlaması oldu. Öğretmen normal sınıfta görme engelli bu öğrenci için elinden birşey gelemediğini söylüyordu.Ben bu öğrenciyi gördükçe içim parçalanıyordu.İlde görme engelliler sınıfı yoktu ve görme engelliler sınıf öğretmeni olarak sadece bir kişi vardı o da Rehberlik Araştırma Merkezinde görevliydi.Ne yapıp edip okulumuzda görme engelliler sınıfını açmalı ve ilde görevli tek öğretmeni de okulda görevlendirmeyi başarmalıydım.Aynı zamanda okulumuzda görme engelliler sınıfını açabileceğüimiz derslik de yoktu.Öncelikle bir sınıfı kütüphaneye alıp derslik oluşturduk.milli eğitime giderek durumu anlattım.Fakat bir çok engel vardı.okulumuz merkeze uzak olduğu için oraya ne öğretmen gelmek istiyor ne de başka öğrencilerin gelme imkanı yoktu.İlde görme engelli öğrencilerin taramasını bizzat ben yaptım.Şans eseri sadece iki öğrenci daha bulduk.Bunların günlük taşıma sorununu Milli Eğitimle zor çözebildik.öğretmeni gelmesi için gidip ikna ettim.milli eğitimden de görevlendirmesini çıkarttım. ve nihayet sınıfımız açıldı.Üç çocuğumuz eğitim görmeye başladı. Brail alfebesiyle okuma yazmayı öğrendiler aynı zamanda kendi başlarına yürümeyi oynamayı bile öğrendiler onları böyle gördükçe kendimi dünyanın en mutlu insanı hissediyordum.norm kadroda sınıfı açtım.Bir sonraki yıl yeni öğretmen atandı ve görme engelli sınıfı artık sıkıntısız bir şekilde eğitim ve öğretime devam etti. Celalettin GÜR

ilhan ulusoy dedi ki...

Beş yıl öğretmenlik hizmetinden sonra 2 yıl müdür yardımcılığı yaptım daha sonra Niğde'nin en sorunlu okullarından merkeze 55 km uzaklıkta bir kasabaya okul müdürü olarak görevlendirildim.okulun fiziki imkanları kısıtlı, kadrolu hizmetlisi olmayan bahçe duvarı yarım okul bahçesi toprak ve binanın düzgün yapılmamasından dolayı bina dökülüyor,okulda öğrenci velileri ilgisiz öğrenci devamsızlığı dizboyu.Okula atanınca önce fiziki şartları enazından eğitim görülebilir hale getirdikten sonra eğitim öğretim öğretim çalışmalarında bir ivme yakalama çalışmalarını başlattık işe önce öğretmenlerimizi motive ederek başladık daha sonra velilerimizle irtibata geçerek öğrenci devamsızlığının nedenlerini araştırdık. vardığımız sonuçları rapor haline getirerek.öğrencilerimizi ve velilerimizi eğitimin önemi konusunda bilinçlendirme çalışmaları yaptık tüm bu çalışmalarımız sonucunda okulumuzda öğrenci devamsızlığı azalmış ve okulda düzen ve disiplin sağlanmıştır buna parelel olarak eğitim kaliteside okulumuzda artmıştır.Daha sonra şinmdiki görev yaptığım okuluma atandım.

İlhan ULUSOY
Hacıabdullah Şehit Doğan Demir İ.O NİĞDE

Deniz Tanrıvermiş dedi ki...

Ders denetimi/izlemelerinde bir öğretmenimizin internetten ders anlatım videosu izlettiğini gördüm. Oldukça ilginçti. Fakat teknoloji kullanımında ne kadar plansız olduğumuzu da gösteriyordu.
Bu kursun vizyonumuzu genişleteceğini düşünüyorum. Arkadaşlarıma başarılar diliyorum. Deniz Tanrıvermiş

emel dedi ki...

okul idaresinde yeni olmamdan dolayı asıl başarı adlettiğim şey -mesleki anlamda- öğretmenlik hayatımda yaptığım şeylerdir ki bunlardan en değelisi, aylarca bir öğrencime annesinin resmini göstererek anne demesini beklemem ki bir süre sonra artık bende umudumu kaybetmeye başlamıştım, öğrencimin resmin yanına gitmesi ve anne demesi olmuştur. sabrın değerini anlamam konusunda ve geçmişte sabırsız olan benim gibi biri için önemlide bir ders olmuştur.

Unknown dedi ki...

5.5 yılık birleştirilmiş sınıf öğretmenliği yapmanın zorluğundan sonra büyük bir okula okul müdürü olarak atandım liderlik ruhu var ama tecrübesizdim bunu yansıtmadan en iyisini yapmaya çalıştım ağır bir öğrenci profili duyarsız bir veli ve umursamaz bir öğretmen profiline sahiptim herkes enerjime şaşırıp yorulacağımı vazgeçeceğimi düşündü ama vazgeçmedim okula gelmeyeni getirdim sırayı kırana vurmak yerine oturtup çay içiyordum kırdılar bi daha yaptım bazen kızdım ama sabretmem gerektiğini onlarla öğreniyordum onlarla futbol oynadım onların gözü önünde boya yaptım çöp döktüm okula kazandırdığım en küçük şeyin bende yaratığı mutluluğu onlara vereceği yararı paylaştım 1 yıl öncesine baktığımda birinci önceliğim olan öğretim anlamında büyük değişiklikler olduğunu gördüm onlara değer verildiğinde bunu anlayıp sahip çıktıklarını bireye birey olduğunu hisedirerek onların gözündeki mutlulukla başarmanın keyfini yaşıyorum ve şunu iyi anladım sabır ve emek bunlar bi araya gelirse başarı hep sizindir

serap dedi ki...

SERAP
EĞİTİM ÖĞRETİM ATEŞİ İLE YANAN YÜREKLERE MERHABA;
1991 benim için bir dönüm noktası olmuştur.Öğretmen olmayı istemeyen ben,şartlar öyle gerektirdiği için Elazığ-Kebana stajyer öğretmen olarak gittim.Karla kışla başedebilmeyi,hergün 100 km yol katederek okulumla evim arasında gidip gelirken,dünya klasiklerinin birçoğunu okumayı,teneke sobada tezek yakabilmeyi,akan damda lov taşını kullanabilmeyi,öğrencilerin siparişlerini şehirden alıp getirdiğimde ,onların mutluluğuna şahit olabilmeyi ,en önemlisi de onların beni kendilerinden biri gibi görmelerini yaşamış olmaktı sanırım beni öğretmen yapan ve uykularımı kaçıran.O günden sonra daha ,daha ne yapabilirim sorularıyla cebelleşiyorum öğrencilerim için……

Ayla Kızıltan dedi ki...

AYLA
DAYANIŞMA İLE BAŞARMANIN EĞİTİME ETKİSİ
Remzi Bayraktar ticaret Meslek Lisesinde 2002 yılında tarafıma verilen Sosyal Faaliyetler görevi kapsamında 15-21 Nisan Turizm haftası kutlamalarını 1800 öğrenci ve 70 Öğretmeni kapsayacak şekilde planladım.
Puslu bir Nisan sabahı saat 7.00’de tüm öğrenci ve öğretmenler aldıkları görev sorumluluğuyla arı gibi çalışmaya başladı. Görüntü bir karınca yuvasındaki hareketlilik gibiydi. Heyecan ve coşkuyla hazırlıklar tamamlanıp şölen başladı ve yaşandı.
Şölen bir sonuçtu ve tüketime yönelikti ve ne yapıldığının da çok önemi yoktu, önemli olan 1800 öğrenci ve 70 öğretmenin birlikte ekip olarak hareket edebilmeyi başarmasıydı ve eğitim açısından değeri bu anlamda hazırlık aşamasıydı. Çünkü her gün basit sebeplerle sorun çıkarıp ciddi boyutlara taşıyan öğrencilerimiz üst boyutta dayanışma, coşku ve heyecanla bir çalışma gerçekleştirmenin başarısını paylaşmışlar, sıradan günlerine farkındalık yaratmışlardır. Bu çalışmanın sonucunda günlük yaşanan problemler bir süre için askıya alınmış, öğretmen-öğrenci arasında yaşanan birçok problem ortadan kalkmıştır. Yaşanan bu coşku sonraki 9 yılda İlçe okullarının katılımı da sağlanarak gelenekselleştirilmiştir ve eğitim-öğretim yılı başladığında öğrencilerimiz tarafından beklenen bir etkinlik olmuştur.

aysegul yilmaz dedi ki...

AYŞEGÜL;
Hollanda da okullarda özel durumu olan öğrenciler için özel öğretmenler var.Bu öğretmenler çocuklara zorlandıkları konularda yardımcı oluyorlar.Okuma yazma,matematik,elişi vs.Dinneka onlardan biri.O ve yasal partneri aynı zamanda koruyucu aile olma sorumluluğunu almışlar Bu şu demek:.Çocuğun ailesi ve veya birinci dereceden akrabaları çocuğa bakamıyorsa bu durumda çocuk devlet eliyle alınıp koruyucu aıleye verilıyor.Tamara annesi hamileliği süresince uyuşturucu kullandiğı için ögrenme zorluğu çeken ve motor kasları tam çalışmayan sekiz yaşında bir çocuk.Dınneka onu bir yil boyunca haftada üç kez şehrin diğer ucuna terapiste,haftada bir kez yüzmeye ve baleye hemen her gün parka oynamaya ,sosyal aktivitelere götürdü.Akşamları oturup pratik yaptılar.Bir yılın sonunda Tamara tek başına makasıyla kağıttan bir adam kesmeyi başardı.Şimdiyse yarı özel bir okulda okumaya devam ediyor.Dinneka o üniversiteye başladığında başka bir çocuğun sorumluluğunu alacak ve onun elini tutacak

Yorum Gönder

Bilgi girişi

Tavsiye Edilen Kitaplar

  • Batı Düşüncesinde Dönüm Noktası - Fritjof Capra
  • Devlet-i Aliyye - Prof. Dr. Halil İnalcık
  • Eğitim Üzerine - Jiddhu Krishnamurti
  • Geleceği Yönetmek - Erol Mütercimler
  • Kendini Yaratan İnsan - Gordon Childe
  • Teknopoli - Neil Postman
  • Türk Devlet Geleneği - Prof.Dr.Aydın Taneri
  • Öküzün A'sı - Barry Sanders